Efal alemi ne demek ?

Cansu

New member
Diğer taraftan bir insan bu konuyu yalnızca teorik bir mesele olarak görmeyebilir.

Örneğin hayatında ciddi bir kayıp yaşayan biri için “fiillerin kaynağı”, “kader”, “irade” ve “Allah’ın takdiri” kavramları yalnızca metafizik terimler değildir. Bunlar doğrudan doğruya yaşanan acıyla ilişkilendirilebilir.

Bir başka kişi ise aynı kavramı günlük davranışlarına bakarak değerlendirebilir:

“Başarılarımın tamamını kendime mal ederken başarısızlıkları kader diye açıklamam doğru mu?”

Bu soru, tevhid-i ef‘âl kavramını kişinin benlik algısıyla ilişkilendirebilir.

Başka bir insan için ise mesele toplumsal sorumluluk olabilir:

“Bir kötülüğün Allah’ın kudreti içinde gerçekleştiğini söylemek, kötülüğü yapan kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?”

Bence bu sorular, kavramın yalnızca teorik bir sözlük maddesi olmadığını gösteriyor. İnsanların yaşadığı deneyimler kavramın farklı yönlerini görünür hâle getirebiliyor.

“Her Şey Allah’tan Geliyorsa İnsan Neden Sorumlu?”

Bu soru, “efal alemi” tartışmasının belki de en güçlü felsefî tarafıdır.

Tevhid-i ef‘âl anlayışında bütün fiillerin ilahî kudretle ilişkilendirilmesi, insan sorumluluğu meselesini ortadan kaldırmak zorunda değildir. Tasavvuf, kelâm ve fıkıh geleneklerinin her biri insan fiilleri konusunu kendi kavramsal araçlarıyla değerlendirmiştir.

Burada “yaratmak” ile “seçmek”, “meydana getirmek” ile “sorumlu olmak” arasındaki ayrımlar önem kazanır.

Basit bir örnek verelim.

Bir insan başka birine yardım etmeyi seçiyor. Tasavvufî açıdan bu fiilin gerçekleşmesi Allah’ın kudreti dışında değildir. Fakat bu durum, kişinin niyetini, seçimini veya ahlâkî sorumluluğunu otomatik olarak anlamsızlaştırmaz.

Aynı şekilde bir insan haksızlık yaptığında “nasıl olsa bunu Allah yarattı” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışması, kavramın etik boyutunu fazlasıyla basitleştirmiş olur.

Bu nedenle efal alemi konusunda yalnızca “kim fail?” sorusu değil, “insanın seçimi, niyeti ve sorumluluğu bu sistemde nasıl açıklanıyor?” sorusu da sorulmalıdır.

Efal Alemi, Esma ve Sıfatlarla Nasıl İlişkilendiriliyor?

Tasavvufî düşüncede varlığın anlaşılmasında “zât, sıfat, esmâ ve ef‘âl” gibi kavramların birlikte kullanıldığı çeşitli açıklamalar bulunur.

Buradaki genel mantık, ilahî isim ve sıfatların âlemde çeşitli tecellilerinin görülmesi düşüncesine dayanır. Akademik çalışmalarda özellikle İbnü’l-Arabî çizgisinde “mülk âlemi” ile “ef‘âl-i ilâhiyye” arasında ilişki kurulduğu görülmektedir. İSAM Makaleler

Bu yüzden bazı tasavvufî açıklamalarda efal alemi, görünen dünyadaki çeşitliliğin ve hareketliliğin “fiiller” düzeyindeki görünümü olarak ele alınır.

Burada “çokluk” ile “birlik” arasındaki ilişki de önemlidir.

Gördüğümüz dünyada sayısız insan, nesne, olay ve hareket vardır. Tasavvufî bakış ise bu çokluğun arkasındaki ilahî birliği düşünmeye yönelir. Bu düşünce, özellikle vahdet-i vücûd tartışmalarında çok daha kapsamlı metafizik sonuçlara bağlanmıştır.

Ancak vahdet-i vücûd ile panteizmi doğrudan özdeşleştirmek de tartışmalı ve basitleştirici bir yaklaşımdır. Kavramın tarihsel ve felsefî bağlamı bundan daha karmaşıktır.

Günlük Hayattan Basit Bir Örnekle Düşünelim

Diyelim ki bir insan yıllarca çalışıyor ve sonunda önemli bir başarı elde ediyor.

Bir bakış açısı şöyle diyebilir:

“Ben çalıştım, emek verdim, doğru kararlar aldım ve bu sonucu elde ettim.”

Başka bir yaklaşım ise şöyle düşünebilir:

“Çalışma gücüm, aklım, karşıma çıkan imkânlar ve sonucu meydana getiren bütün şartlar bana ait mutlak bir mülkiyet değil. Bunların hepsi Allah’ın verdiği imkânlar içinde gerçekleşti.”

Bu iki cümleyi mutlaka birbirinin düşmanı hâline getirmek gerekmiyor.

İlk yaklaşım insanın sorumluluk ve emeğine dikkat çekerken, ikinci yaklaşım insanın başarı karşısında kibirlenmemesine ve kendisini varlığın mutlak sahibi olarak görmemesine vurgu yapabilir.

İşte tevhid-i ef‘âl anlayışının ahlâkî yorumlarından biri de burada anlam kazanıyor: İnsan kendi fiillerini inkâr etmek yerine, fiillerinin varlık kazanmasını sağlayan nihai kudret karşısında kendi konumunu yeniden düşünür.

“Efal Alemi”ni Anlamak İçin En Sağlıklı Yaklaşım Ne Olabilir?

Bence ilk adım, kavramları birbirinden ayırmak.

“Efal” = fiiller ve eylemler.

“Efal alemi” = tasavvufî bağlamda fiillerin ortaya çıktığı ve ilahî fiillerin tecellileriyle ilişkilendirilen âlem.

“Tevhid-i ef‘âl” = fiillerin nihai anlamda Allah’ın kudreti ve fiilleriyle ilişkisini idrak etmeye yönelik tasavvufî anlayış.

“Ef‘âl-i mükellefîn” = fıkıhta mükellefin davranışlarını konu alan kavram.

Bu ayrımlar yapıldığında internette karşılaşılan pek çok karmaşa ortadan kalkıyor.

İkinci adım ise kavramı tek bir internet sitesindeki kısa tanıma indirgememek. İSAM tarafından yayımlanan akademik çalışmalar, tasavvuf tarihi araştırmaları ve klasik metinler birlikte değerlendirildiğinde kavramın farklı ekollerde farklı nüanslarla ele alındığı görülebiliyor. Isamveri+2Marmara Üniversitesi Katalogu+2

Sonuç: Efal Alemi Sadece “Fiiller Dünyası” Demek mi?

Kelimelerin en temel düzeyinde evet: “efal”, fiiller demektir. Fakat tasavvufî literatürde “efal alemi” bundan çok daha geniş bir anlam alanına sahip olabilir.

Özellikle tevhid-i ef‘âl bağlamında konu, insanın gördüğü bütün fiillerin arkasındaki ilahî kudreti düşünmesine, kendi fiilleriyle Allah’ın fiilleri arasındaki ilişkiyi sorgulamasına ve “çokluk içinde birlik” fikrini anlamaya yönelir. Akademik kaynaklarda da tevhid-i ef‘âl, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât ile birlikte tasavvufî tecrübenin önemli kavramsal başlıkları arasında incelenmektedir. Marmara Üniversitesi Katalogu+1

Benim dikkat çekici bulduğum nokta ise şu: Bu kavramı anlamak için yalnızca “Efal alemi nedir?” sorusunu sormak yeterli değil. Asıl mesele belki de “Fiilleri gerçekleştirirken insanın özgürlüğü, sorumluluğu ve Allah’ın kudreti nasıl birlikte düşünülebilir?” sorusunda yatıyor.

Ayrıca konuyu erkeklerin “mantıklı”, kadınların “duygusal” olduğu gibi basit bir ayrıma indirgemek de açıklayıcı değil. Aynı tasavvufî kavramı bir kişi tarihsel belgeler ve kavramsal analiz üzerinden, başka biri yaşadığı deneyimler üzerinden değerlendirebilir. Bu farklılıklar cinsiyetten çok bireysel geçmiş, eğitim, kültür ve manevî tecrübeyle bağlantılı olabilir.

Sizce “efal alemi” denildiğinde öncelikle fiillerin Allah’a nispet edilmesi mi, yoksa insanın kendi fiillerine bakışının değişmesi mi öne çıkıyor?

Tevhid-i ef‘âl anlayışının insan sorumluluğunu güçlendirdiğini mi, yoksa yanlış yorumlandığında sorumluluk duygusunu zayıflatabileceğini mi düşünüyorsunuz?

Ve sizce bu kavramı anlamanın yolu daha çok klasik tasavvuf metinlerinden mi, kelâm kaynaklarından mı, yoksa insanın kendi hayat tecrübesinden mi geçiyor?

Kaynaklar

- İSAM – Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi’nde yayımlanan tevhid-i ef‘âl ve tasavvuf araştırmaları. Isamveri+1

- İSAM arşivindeki akademik çalışma: Hacı Bayram Velî ve Elmalılı Hamdi Yazır bağlamında tevhid-i ef‘âl, tevhid-i sıfât ve tevhid-i zât incelemesi. Isamveri

- Marmara Üniversitesi kütüphane arşivindeki tasavvuf araştırması: tevhid-i ef‘âl, tevhid-i sıfât ve tevhid-i zât ilişkisi. Marmara Üniversitesi Katalogu

- Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi akademik çalışması: Nûr-i Arabî ve tevhid-i ef‘âl makamı. YYU Web Portal

- İSAM/akademik tasavvuf literatüründe “ef‘âl-i ilâhiyye” ve mülk âlemi ilişkisine dair çalışma. İSAM Makaleler
 
Üst